Cilo-Satlar’da bir Dr.

Çok insan vardır, tayini Doğu Anadolu’ya çıkınca gitmemek için her türlü yola başvuran, hatta en sonunda istifa eden mesleğini terk eden. İnsani bir duygudur, yargılamamak gerek. O yöre insanı binlerce yıllık bilgeliğe sahiptir, bilir yaşamının bu tayinle gelenlere bağlı olmadığını. Sular yatağında akmaya devam eder yine. Gelen giden olmasa da.

Elbette gelenleri minnetle bağrına basar. Onun için bir şey yapana o her şeyini verir.


Dr. Ali Rıza öyle yapmamış. Hakkari Yüksek ovaya tayini çıkınca ilk tepkisi hemen iyi bir fotoğraf makinesi edinmek olmuş. İçini bir heyecan kaplamış, yurdumun en ücra en gizemli köşesine gidiyorum demiş sevinçle.
Gittiğinde onu çarpan yörenin yoksulluğu değil, çevrenin doğal zenginliği ve güzelliği olmuş.
Hastalara derman olmaya çalışırken, her boş kaldığında fotoğraf makinesini alıp kendisini dağların sonsuz güzelliği içine atmış. Herkesin binlerce yıldır geçtiği dağ geçitlerinden o da geçmiş. Ama o geçerken, ender bitkileri, yöreye özel cinsleri keşfetmiş. Oralara ulaşma şansı olmayanlar için Cilo Satların en güzel resimlerini çekmiş, bize ulaştırmış.

Bu çabalar ancak tutku ile izah edilebilir. Öyle bir tutku ki, insanların yaklaştıklarında bile dondurucu soğuğuna dayanamadığı Uludoruk (Reşko) buzulunun üzerindeyken soğuğu unutup binlerce yıllık ve parıldayan bir beyazlığın katmanları arasında duyduğu coşkuyu bize aktarmayı tercih etmiştir.

Şimdilerde, vatan borcunu ödemek için oralara gitmiş Mehmet’lerin kanlarıyla ıslanan Şemdinli yaylalarında çektiği resimlerde, vadi boyunca kaygısızca uzanıp yatan karbeyazı ya da kömür karası keçilerin sürmeli gözlerinde doğayla barışıklığın sonsuz mutluluğunun gizemini görebiliyorsunuz. Sınır ilçemiz Çukurca’nın kale dibindeki taş evleri, insanı acaba Mardin’de miyim kuşkusuna düşürebiliyor.

Başka hiçbir yerde göremeyeceğiniz bir gelinciği baharda al rengiyle Reşko eteklerinde görebiliyorsunuz. Parlak sarı renkleriyle düğün çiçekleri Avaspi deresiyle birlikte vadi boyunca akıp gidiyor.

Sat’ların içine gömülü, gözlerden ırak küçük volkanik göllerin lacivert renginin, Fransız Rivierasının, Cote D’Âzür’ün laciverti ile yarıştığını ancak onun objektifi ile görebiliyoruz.

Şemdinli’nin ters lalesini, Doğu yaban lalesini başka nasıl görecektik bu yürekli, yüreği doğa sevgisi dolu insan oralara çıkmasaydı. Ya kan kırmızı rengiyle “kardeş kanı” çiçeği? Bize bir şeyler anlatmak mı istiyor acaba?
Kan çiçeklerinin anlatamadığını yaban karanfilleri daha güzel anlatmış. 10.000 yıllık Satbaşı kaya resimlerini incelerken yerde gördüğü yaban karanfillerine eğildiğinde, yaban karanfillerinin toprağa saplanmış bir uçaksavar mermisinin üzerini örttüklerini, onu gözlerden gizlemek istercesine sardıklarını fark edip kendinden geçercesine yanlarına uzanıveriyor. Ve “bugün yazılmış Satbaşı toprak resmi de bu” diye günümüz gerçeğini gözümüzün içine yaban karanfilleri ile sokuveriyor.

Dr. Ali Rıza Bilginer.

Bu yurdun vicdanlı, yürekli, doğa tutkunu izcisi.

Hakkari sürekli şehit haberleri ile gündeme geleceğine keşke senin “Cilo&Satlar” adını verdiğin Cilo Ve Satların resimli, binlerce yıllık öyküsünü bize yansıtan güzel eserinle gündeme gelse.

Sana Şükran, sana minnet.

Bilesin ki Reşko’da, o güzeller güzeli keçilerin gözbebeklerinde, çıplak mermiyi örtmeye çalışan yaban karanfillerinin titrek yapraklarında izin kaldı. Onlar da seni asla unutmayacak.

İlhan Sungur
İstanbul,03.07.2010

İlgili yazılar

Paylaş

1 yorum

Sevgili İlhan Bey,

Yazınızı ancak bugün okuyabildim.Çünki yeni gördüm.

Böyle duygu dolu sözler,yazının öznesi olan benim yeniden gözlerimi yaşarttı.

Yeniden kendimi o güzelim,eldeğmemiş doğada keçilerin kapkara gözlerinde,binlerce yıllık kaya yazıtlarıyla arkadaş yabankaranfillerinin şen,pembe nakışlı yapraklarında buldum.

Cilo-Satlar kitabımıza yazdığınız bu nazik yorumunuz için teşekkür ediyor sevgilerimi sunuyorum.

Dr.Ali R.Bilginer

02 Mart 2011 at 17:01

Bu yazıya yorum yapın.

Yasemin Sungur Gelişim Enstitüsü, 2010.